Bakushilerin Sıradışı Hayatı

Yazan: Hande Öçalan

Çizen: Saydan Akşit

Film: Bakushilerin Sıradışı Hayatı

Yönetmen: Ryuichi Hiroki

TUR BDSM kültürü deyince aklına dövme sanatı gelenler elini kaldırsın desek, havada pek el görmemiz mümkün olmayabilir. Oysa ki BDSM’nin açılımı olan, Bondage (Bağlama), Discipline (Disiplin), Dominance (Hakimiyet), Submission (Teslimiyet), Sadism (Sadizm), Masochism (Mazoşizm) kollarının birine ya da bir çoğuna mensup olan bireylerde gördüğümüz yoğun ortak özelliklerden biridir, dövmüş ya da dövdürülmüş olmak.

“Neden acı?” diye halen sorabiliyorsak yaşadığımız dünyada, “Neden zevksizlik?” diye de sorabilmeliyiz aslında. Vallahi biz modern tıbbın yalancısıyız ki acı ile zevk eşiklerinin beyinde öpüştüğü yerler maalesef birbirlerine bir hayli komşu.

Bir köle olarak iple bağlanmak, ateşe maruz bırakılmak, kırbaçlarla dövülmek veya bunları performe eden tarafta bulunmak, yani efendi olmak, bu alt kültüre ait olmayan insanlar için halen bir duvar, bir klişe ya da bir sapıklık olarak anılıyor olabilse de, bu aktivitelerin her iki taraf için de ortaya çıkardığı tek bir his var; zevk. Zevk unsuru çoğunlukla mutluluk, huzur, aşk, çiçek, böcek ve ağaçlar ile ilişkilendirse de, aslında bu saydıklarımızdan daha çok, acı ile haşır neşir bir durum zevk almak.

Acı ve zevk arasında BDSM dünyası aracılığıyla kurduğumuz bu bağlantı, bu dünyanın içinde olsun ya da olmasın, acı yolu ile gelen bir zevkin mensupları olarak, dövme sanatıyla ve kültürüyle ilgili insanlara da benzer cümleleri hissettirecektir. O senelerdir istediği 40 cm’lik dövmeyi, en olmayacak yere yaptırmaya çalışırken el kol koparanlarla, dövdüğü insanın çığlıkları arasında sanatını icra etmeye çalışan dövme artistleri anlayacaklardır durumun tatlı vahametini. İş böyle benzer olunca durduğumuz yere bakıyoruz ve insanın kopamayacağı iki unsur olan acı ve zevkin arasında debelendiğini görüyoruz. Tüm marjinal kültürlere karşı çıkan birini de, ağrıyan dişini iyice sıkarak acısını bastırmaya ve dolayısıyla bir zevke erişmeye çalışırken yakalıyoruz. Yarasının kabuğunu kanasa da koparmaya çalışan birine, yargılamadan bakıyoruz. Çünkü biliyoruz ki buna değecek.

“Alternatif bir kimlik mümkün” ya da “bireysel özgürlüklerin arkasındayız” mavralarının nedense daha kolay atıldığı 2008’in bir şubat ayında, !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin Başka Aşk seçkisinde Bakushilerin Sıradışı Hayatı adında bir belgesel film gösterildi. İstanbul’da salonda 10 kişinin olduğu, Ankara’da 35 kişinin salonu terk etmeden izlediği ve şimdilerde toplasan 45 kişinin belki de anca hatırlayacağı bir Japon alt kültür belgeseli.

Japonya’nın en ünlü bağımsız film yönetmenlerinden Ryuichi Hiroki’nin bu başarılı belgesel denemesi, konu itibariyle geniş kitlelere hitap etmiyor gibi görünse de, biz yine biliyoruz ki gizli gizli bu kültüre merak saranımız çok.

Bir Japon erotik sanatı olan iple bağlama sanatı, yani “kinbaku”yu gerçekleştirilen ip bağlama ustalarına Bakushi deniyor. BDSM dünyası performanslarının da aslında bir parçası olan iple bağlama, Japonya’da kinbaku ismiyle anılıyor ve tamamıyla seksle ilişkilendirilmiyor. Üzerinde gerçekleştirilen birey ve gerçekleştiren ustası için bir haz noktası olmaya devam etse de, belgeselde bu sanatın son derece bireysel hazlar üzerine kurulu olduğu vurgulanıyor. Japonya’nın bu tarihi sanatını halen icra etmeye devam eden üç önemli Bakushi ile röportajlarla, kinbaku’nun geçmişine ve günümüzdeki durumuna inen film, bu kültürün Japon edebiyatı, sineması ve çizerliği üzerine etkisini de tartışıyor.

Japonya’da profesyonel bir meslek olarak gerçekleştirilen Bakushilik ve kinbaku mankenliği, çoğunlukla BDSM dergileri için çekimlerde ya da bireysel hazları için bu performansa katılanların sayesinde özel seanslarla yaşıyor. Fiziksel olarak da açıklamasını, acı ile hazzın beyinde aynı noktaya değdiği ve vücuda endorfin salgılattığı şeklinde bildiğimiz durum, deneyimleyeni, acı çekmek, çektiği acıdan zevk almak, çektiği acıyı bastırmak ya da acı vermek, verdiği acıdan zevk almak, verdiği acıyı sonlandırmak döngüsünde kıstırıyor ve bu devinim her iki taraf için de bir keyif seansına dönüşüyor.

Acı ile hazzı aynı kefede tutan kinbaku sanatı, bilin bakalım bu noktada hangi durumla benzeşiyor? Dövme sanatı.

Toplumsal anlamda hakim anlayışta gördüğümüz üzere, dövmeli insanlara sorulan ilk sorular genellikle “Çok acıdı mı?”, “Vücutta en çok neresi acıyor?” ya da ‘Hangisi daha çok acıdı?’ gibi dövme yaptırmış olan insanların gerçekten de çok ihtiyacı olan (!) sorular oluyor. Böylelikle acı ile hazzı bir arada hissettiren sanat ve performanslara olan bakış ve anlayış da bu anlamda popüler kültür tarafından değil belki ama toplumun geneli tarafından ikinci plana atılıyor. Kinbaku da dahil olmak üzere, BDSM dünyasında yer alan pek çok eylemle benzerlik taşıyan dövme yapma-dövme yaptırma ritüeli de, bu kültüre katkı sağlayan önemli etkenlerden biri haline geliyor.

Örneğin Bakushilerin Sıradışı Hayatı’nda bir bölümde yer alan, Bakushi ve kinbaku mankeni ile yapılan röportajlarda, 10 yıldır kendisini aynı ustaya bağlatan kinbaku mankeni, başka bir Bakushi ile bir kinbaku ritüeli gerçekleştiremeyeceğini, çünkü 10 yıldır ustasıyla özel bir ilişkisi olduğunu söylüyor. Benzer durum, yaşadığımız yüzyılın ikili romantik ilişkilerinde yaşandığı gibi, dövme artisti ve dövme müşterisi arasında da gelişebilen bir durum. Paylaşılan anın ve anının sadece o iki kişi için özel olması, iki tarafın birbirinin vücudunu tanıması ve bazı durumlarda alışkanlıklar devreye giriyor.

Estetik anlamda içerdiği illüstrasyon ne olursa olsun, seksapeli vurgulayan bir unsur olarak dövme de, BDSM dünyasında sık karşılaştığımız bir vücut aksesuarı olarak ortaya çıkıyor. Filmde gördüğümüz süt beyaz dövmesiz vücutlar, zaman zaman kendini mürekkeple kaplanmış siluetlere bırakıyor. Ve dövme kültürü ile iç içe insanlar için, izlerken aldığı hazzın katlanarak büyümesini de sağlıyor. Özellikle bireysel ifade yöntemi olarak kullanılan dövme, kinbaku gibi fetiş bir sanat, spor gibi fiziksel haz duygusu getiren bir dal ya da adrenalin salgılanan bir mesleğe tabi bir hikaye söz konusu olduğunda filmlerde karakter çizmede belirgin bir unsur olarak karşımıza çıkmaya devam ediyor.

İple bağlanma fetişi ve dövdürme ritüeli benzeşmesinin şöyle bir kafasını alarak, Bakushilerin Sıradışı Hayatı’na bir göz atın ve dövme yaptırmış insanlara artık acı ile ilgili sorular sormaktan vazgeçin diyoruz.

  • Show Comments (0)

Your email address will not be published. Required fields are marked *

comment *

  • name *

  • email *

  • website *

Ads

You May Also Like

Dövme üzerine bir film: Memento

Yazan: Deniz Tekin Çizen: Ethem Onur Bilgiç Film: Memento Yönetmen: Christopher Nolan Senaryo: Jonathan ...

Streç Film – The Blindspot ya da Hatırlamak ve Unutmak Üzerine Bir Dövme Ritüeli

Yazan: Hande Öçalan Çizen: Hüseyin Sandık Dövme yaptırmamızın asıl sebebini hiç düşündük mü? Vücudumuza yakışacağına ...

Dövme üzerine bir film: Red Dragon

Yazan: Deniz Tekin   Film: Red Dragon Yönetmen: Brett Ratner Yazarlar: Thomas Harris, Ted ...