Tek çizgi tarzıyla harikalar yaratan MO GANJI

Tek çizgi tarzıyla harikalar yaratan, uzun yıllardır Berlin’de yaşayan İran asıllı, Avrupa’nın en özgün dövme sanatçılarından MO GANJI.

Röportaj: Okan Uçkun
Çeviri: Nergis Denli

Öncelikle selamlar. Yoğun bir programın olduğunu tahmin ediyorum, bu nedenle bize zaman ayırdığın için teşekkürler. Klasik bir başlangıç yapmak istiyorum. İranlı olduğunu biliyorum. Almanya’ya nasıl taşındın ve sonrasında neler oldu? Orada bir dövme sanatçısı olarak hikayen nasıl başladı?

Hikayem, 1983’te Tahran’da başlıyor. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Babam, 1985 yılında İstanbul’a gitmek üzere bir otobüse bindiğimizi, ardından da Doğu Berlin’e giden bir uçağa atladığımızı söylemişti. Hatırladığım ilk şey babamın, sesi bir mil öteden duyulabilen sarı renkli bir Volkswagen Beetle içerisinde çıkagelmesiydi. Ben o sıralarda yaklaşık 3 yaşındaydım. Batı-Berlin’deki ilk evimize ben 4 yaşındayken taşındık. Orada annem ve erkek kardeşimle beraber neredeyse 20 yıl yaşadık. Annem ve babam, ben 6 yaşındayken boşandılar. Ben, dövme sanatçısı diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ya bir sanatçısınızdır ya da bir dövmeci. Ve sanırım, bir sanatçı olma hayalim, İranlı göçmenlerin çocuğu olmamla başladı.

Bir röportajında daha önce başka bir meslekle ilgilendiğini okumuştum. Dövme sanatçısı olma serüvenin 30’lu yaşlarında başlamış. Dövmeye nasıl başladın?

Bu işi yapma amacımı kendi içimde sorgularken cevabın para olduğunu fark ettim. Beni yanlış anlamayın. Para için çalışmanın yanlış bir tarafı yok ve bu düzende parasız bir hayat oldukça zor olurdu. Ancak, hayatımda belli bir noktada, çalışmak için harcadığım zamanın tam bir zaman kaybı olduğunu fark ettim çünkü işe gitmemin tek nedeni paraydı.

Bu gayet basit bir değiş-tokuştu. Ayda 240 saat karşılığında X kadar ücret. Ancak bir kere, zamanın altından daha değerli olduğunu fark ettiğinizde, zamanınızı başkalarının hayalleri için harcadığınız gerçeğini göz ardı etmeniz zordur. Dünyadaki her şeyi satın alabilirsiniz ancak sonsuza dek sürecek bir doyum olmayacaktır. Maalesef, kapitalist düzenin tamamı sizi mutlu eden şeyler üzerine kurulu.

Böylece, bilinçli bir karar verdim. Dövmecilikteki el ustalığını öğrenmek istiyordum. Bu uzun zamandır ilgimi çekiyordu. Elde olan bütün imkanları denedim fakat hiç insan derisini denememiştim. Ve bunun, kiramı ödememi sağlayabilecek bir sanat türü olduğunu biliyordum.

Eğer gerçekten bir şeyi yapmak istiyorsan, bunun bir yolu olacaktır. İstemiyorsan, bir mazeretin olacaktır ve dünyadaki en acı verici kelimeler: Peki ya olmazsa? Ben sebep sonuç kuralına inanıyorum. Evrene ne gönderirseniz, o size geri dönüyor. Bugün kalbimi ve ruhumu işime katıyorum ve parayla satın alabileceğim hiçbir şey, bana bu tükenmeyen tatmin duygusunu yaşatamaz.

Tasarımlarının oluşma aşamasından biraz bahseder misin? Tasarımlarında ilham aldığın konular neler?

Hayvanları seviyorum. Onlar insanlardan daha iyiler. Ben, bir anlamda son birkaç yılda insanlığa dair umutlarımı yitirdim. Özetlemem gerekirse, Mc Donalds’da yemek yiyen ve Primark’dan alışveriş yapan insanlar olduğu sürece, insanlık için bir umut olduğunu düşünmüyorum. Hayvanların dövmelerinin harika olmasının nedeni bence evrensel bir dil konuşmaları. Bir aslanın görüntüsüne baktığınızda bu görüntü, sizin milyonlarca kelimeyle tasvir edebileceğinizden çok daha fazla duygu ve nitelik iletiyor. Bu nedenle tasarımlarımı seçerken, temel olarak hayvanlara, doğaya, benim kendi tek-çizgi ifade tarzımda tercüme edebileceğim şeylere ve derinin üzerinde çok da fazla gürültü koparmadan bir şeyler ifade edebilen imgelere bakıyorum.

Şu anda yapmakta olduğun tek çizgiyle ifade etme biçimi nasıl ortaya çıktı?

Başlangıçta, pek çok şey denedim. Bunlardan biri, bugünkü tek-çizgi tekniğimin çok çok daha kaba bir versiyonuydu. Dosyamda, bir müşteri tarafından görülen üç başlı bir geyik taslağı. Müşteri, tasarımın son halini değil de, bu taslak halini istedi. Sonra da tam olarak aynı şeyi isteyen arkadaşlarıyla yeniden geldi.

İşte her şey böyle başladı.

Almanya’yı birçok kez ziyaret ettim ve orada yaşayan çok fazla Türk tanıyorum. Bazıları Alman kültürüyle Türk kültürünü çok iyi harmanlayarak bu iki kültürlü olma halini sanat adına doğru kullanırken, bazıları ise bu iki kültür arasında sıkışıp kalmış durumdalar. Türk ve İran kültürleri geçmişten bugüne birbirlerinden çok beslendiler. Senin Alman kültürü gibi bir kültür içerisinde kendini bulman nasıl gerçekleşti. Yaşadığın zorluklar, varsa artıları nelerdi?

İranlı göçmenlerin çocuğu olarak Almanya’da büyürken, bazen bir kimlik mücadelesine giriyorsun. Almanya’da, İran’dan gelen çocuksun; İran’da da, Almanya’dan gelen çocuk. Sadece kabul edilmek adına, Almanlar’ın çoğundan daha Alman olduğumu ve sıkı çalışma ve düzen gibi Almanlar’a özgü erdemlerin, benim bugün olduğum yere gelmemde fazlasıyla yardımcı olduğunu söyleyebilirim. Diğer taraftan, bana saygı ve insanlıkla ilgili her şeyi öğreten İranlı bir kadın tarafından büyütüldüm. Her iki kültürün de üzerimdeki etkisi büyük oldu. Alman aklı ve İran ruhu. Neticede, bir tek bundan fayda sağladım.

Bildiğim kadarıyla dövmen yok. Eminim ki müşterilerin bunu tuhaf karşılıyordur. Bununla ilgili başından geçen komik ya da ilginç bir olay var mı?

Yok aslında. Demek istediğim, bu kulağa tuhaf geliyor ama ben bedenimi olduğu gibi seviyorum. Bu belki bir gün değişebilir. Kim bilir?

Favori dövme sanatçıların kimler?

Okan Akgöl, Pawel Indulski, Frank Carrilho, Sven Rayen, Fredao Oliveira, Retro 23, Susanne König. Ve işlerini ve dostluğunu gerçekten değerli bulduğum Valentin Hirsch.

Dövme kültürü son dönemde sosyal medya kullanıcı sayısının artmasıyla birlikte çok popüler hale geldi ve yeni starlar yarattı. Bunun çok fazla insana ulaşmak ve yerel bir dövmeci olmaktan çıkarak tüm dünyanın ilgisini çeken bir dövme sanatçısı haline gelmek gibi güzel yanları var. Bunun dışında sürekli kopyalanmak, taklit edilmek ve artık insanların, yaptıracakları dövmelerle değil, dövmeyi yapacak olan dövmecinin popülerliği ile daha çok ilgilenme eğilimine ilişkin trend gibi olumsuz etkilerinin de olduğunu düşünüyorum. Bu konudaki fikirlerin neler?

Bunlar için endişelenmenin, boş yere bir enerji kaybı olduğunu düşünüyorum. Tüm başarılı insanların ortak bir noktası var: Sıkı çalışma. Yaptığın ne olursa olsun, eğer bunu her gün kalbinle ve ruhunla, sağa sola bakmadan yaparsan, insanların seni artık göz ardı edemeyecekleri bir noktaya gelirsin. Bir artist, bir şef ya da bir tezgahtar vs. olman hiç fark etmez. Eğer insanlar senin işini taklit etmeye başladılarsa bu, senin her şeyi doğru yaptığın anlamına gelir. Bu muhtemelen sana edilebilecek en büyük iltifattır. Ve evet, bana dövmelerini sosyal medya kanallarımda paylaşıp paylaşmayacağımı soran müşterilerim var ve ben genellikle hayır diyorum. Çünkü, bu işe başlama nedenim beğeniler ve yorumlar değildi. Ben ne Instagram ne de Facebook için çalışıyorum. Sadece dövme yaptığım kişiden beğeni ve yorum almayı istiyorum. Her türlü desteğe ve tepkiye teşekkür borçluyum. Ve kuşkusuz, internetin gücü olmadan bu kadar popüler olamaz ve bağ kuramazdık. Fakat günün sonunda, 100 takipçimin olduğu zamanki kadar mutlu olurum çünkü gerçekten yaptığım şeyden keyif alıyorum. Dediğim gibi, bunlar hakkında endişelenmek, çok fazla yaratıcılık kaybına neden oluyor.

Dövmeleri bir tarafa bırakırsak, seyahat etmekten çok keyif aldığını biliyorum ama bunun dışında Mo Ganji nasıl bir adamdır? Neler yapar? Nelerden keyif alır? Hobileri, korkuları, ona yaşama sevinci veren şeyler neler?

Son 4 yılda çok fazla şey değişti. Kendime dair çok daha bilinçli biri haline geldim. Ego bir düşman. Şu an ben kendimim ve bu bana iyi hissettiriyor. İşlerimde gördüğünüz basitliği yaşıyorum. Gardırobumu 30 parçaya indirdim. Her gün aynı kıyafetleri giyiyorum. Tonlarca maddi safsatadan kurtuldum. Küçük şeylerden keyif alıyorum.

Yemek pişirmeye çok zaman ayırıyorum. Son iki yıldır vegan, glütensiz, şekersiz yaşıyorum ve günde 16 saat bir şey yemiyorum. Yakınlarda, erkek kardeşim ve kız arkadaşımla birlikte bir yemek projesi başlattık: www.noush.berlin.

Aynı zamanda tasarladığım bir sergi ve bir de kitap var. Bunların dışında ben oldukça sıkıcı bir adamım. Demek istediğim baksana, dövmem bile yok 🙂

Çok keyifli bir sohbetti bize zaman ayırdığın için tekrar teşekkürler.

Ben teşekkür ederim.

www.instagram.com/moganji

  • Show Comments (0)

Your email address will not be published. Required fields are marked *

comment *

  • name *

  • email *

  • website *

Ads

You May Also Like